Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Mekke Ortak Savunma Anlaşması ile Bedir Mutabakat Zaptı'nı değerlendirirken, "Farklı alanlarda iş birliğini geliştiren bu iki girişim, ülkemizin uluslararası güvenlik mimarisindeki etkin rolünü ve dost ülkelerle ortak savunma ihtiyaçlarına yönelik çözüm geliştirme iradesini ortaya koymaktadır" ifadelerini kullandı.
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu'nun kendisine eşlik ettiği İskenderun ziyaretinde, 2'nci Amfibi Deniz Piyade Tugay Komutanlığı Sancak Tevdi Töreni'nde hazır bulundu. Törendeki konuşmasında Bakan Güler, Türkiye'nin jeostratejik konumu, askeri imkan ve yetenekleri, operasyonlardan edindiği tecrübe ve gelişimini sürdüren savunma sanayisi sayesinde uluslararası güvenlik mimarisinde etkin aktörler arasında yer aldığını dile getirdi.
Dost ve müttefik ülkelerle ilerletilen ilişkilerin ortak güvenlik yaklaşımına güç kattığını vurgulayan Güler, Mekke Ortak Savunma Anlaşması ile Bedir Mutabakat Zaptı'nı bu anlayışın güncel örnekleri olarak gösterdi. "Güçlü, modern, caydırıcı ve her an göreve hazır bir orduya sahip olmak zorundayız" Küresel güç dengelerinin yeniden biçimlendiği, bölgesel çatışmaların ve rekabetin yoğunlaştığı kritik bir süreç yaşandığına işaret eden Güler, teknolojideki ilerlemelerin savaşın niteliğiyle harekat ortamında köklü değişikliklere yol açtığını belirtti.
Karadeniz'den Ege'ye, Doğu Akdeniz'den Orta Doğu'ya uzanan yakın coğrafyadaki gelişmelerin güvenliğe ilişkin riskleri yükselttiğini söyleyen Güler, değerlendirmesini şu sözlerle sürdürdü: "Bu hassas ortamda güvenliğimizi sağlamak, hak ve menfaatlerimizi korumak ve uluslararası barışa katkıda bulunmak için güçlü, modern, caydırıcı ve her an göreve hazır bir orduya sahip olmak zorundayız.
Çok iyi biliyoruz ki günümüz harekat ortamında her türlü tehdide karşı hazırlıklı olmak, kuvvetlerimizi eş güdüm içerisinde kullanmak ve değişen şartlara süratle uyum sağlamak stratejik bir zorunluluktur." Türkiye'nin uluslararası düzeydeki etkinliğiyle birlikte sorumluluklarının da büyüdüğünü ifade eden Güler, Türk Silahlı Kuvvetlerinin terörle mücadele, sınırların ve Mavi ve Gök Vatan'ın güvenliğini temin etme, uluslararası görevler, eğitim ve tatbikat çalışmaları dahil bütün vazifelerini başarıyla yürüttüğünü aktardı.
Güler, ordunun başta Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olmak üzere dost ve kardeş ülkelerle askeri iş birliğine devam ettiğini; Azerbaycan, Libya, Katar, Somali ve Balkanlar'ın da aralarında bulunduğu çeşitli coğrafyalardaki çalışmaları aracılığıyla bölgesel ve küresel güvenlik ile istikrarı desteklediğini belirtti. "Güvenlik alanındaki iş birliğinin daha kurumsal bir yapıya kavuşturulmasını amaçlamaktadır" Bakan Güler, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın imzaladığı Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın kapsamını anlatırken şu ifadeleri kullandı: "Dost ve müttefik ülkelerle geliştirdiğimiz ilişkiler, ortak güvenlik anlayışımızı güçlendirirken savunma diplomasimize de yeni imkanlar kazandırmaktadır.
Bu yaklaşımımızın güncel örneklerinden biri Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'dır. Ortak savunma, müşterek caydırıcılık ve askeri koordinasyon temelinde şekillenen bu anlaşma, taraflar arasında güvenlik alanındaki iş birliğinin geliştirilmesini ve daha kurumsal bir yapıya kavuşturulmasını amaçlamaktadır." Türkiye, Katar, Pakistan ve Endonezya'nın imza attığı Bedir Mutabakat Zaptı hakkında da değerlendirmelerde bulunan Güler, "Bedir Mutabakat Zaptı ise savunma sanayi iş birliğinin geliştirilmesini, teknik askeri eğitim ve bilgi tecrübe paylaşımının artırılmasını, bu alanlarda ortak üretim, teknoloji geliştirme, AR-GE faaliyetleri, altyapı ve tedarik zincirlerinin güçlendirilmesini hedeflemektedir.
Farklı alanlarda iş birliğini geliştiren bu iki girişim, ülkemizin uluslararası güvenlik mimarisindeki etkin rolünü ve dost ülkelerle ortak savunma ihtiyaçlarına yönelik çözüm geliştirme iradesini ortaya koymaktadır" açıklamasında bulundu. "Hak ve menfaatlerimizi hedef alan yaklaşımları kabul etmemiz mümkün değildir" Güler, Türkiye'nin haklarını ve menfaatlerini muhafaza etmesinde güçlü bir savunma kapasitesi ile etkili caydırıcılığın hayati önem taşıdığının altını çizerek, teknolojik olanaklarla nitelikli insan gücünün bir araya getirilmesi sayesinde ordunun harekat etkinliğinin, hazırlık düzeyinin ve caydırıcılığının kesintisiz biçimde geliştirildiğini kaydetti.
Türkiye'nin anlaşmazlıkların barışçıl yöntemlerle giderilmesine, uluslararası hukukun temel alınmasına ve kalıcı istikrarın tesisine önem verdiğini aktaran Güler, Yunanistan'la ilişkilerin de aynı yaklaşım çerçevesinde ele alındığını ifade etti. Güler, sözlerini şöyle sürdürdü: "Diyalog kanallarının açık tutulmasını karşılıklı güvenin geliştirilmesini ve mevcut sorunların uluslararası hukuk, iyi komşuluk ilişkileri ve yapıcı diyalog temelinde ele alınmasını önemli görüyoruz.
Ege Denizi ve Doğu Akdeniz'de iş birliğinin geliştirilmesini, anlaşmazlıkların karşılıklı anlayış ve diplomasi yoluyla çözülmesini istiyoruz. Bununla birlikte ülkemizin ve milletimizin hak ve menfaatlerini hedef alan, gerilimi artıran veya sorunların çözümünü zorlaştıran yaklaşımları kabul etmemiz mümkün değildir. Barışçıl çözümden yana olan bu tutumumuz hak ve menfaatlerimizden taviz vereceğimiz anlamına da gelmemektedir." "Kıbrıs Türk halkının güvenliği, refahı, egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsü vazgeçilmez öneme sahiptir" Güler, Türkiye'nin uluslararası hukuktan doğan haklarını savunabilecek imkanlara ve kabiliyetlere, ihtiyaç duyulduğunda kararlılıkla adım atacak iradeye sahip olduğunu belirterek, Kıbrıs konusundaki yaklaşımın açık ve net olduğuna dikkati çekti.
Güler, bu konuda "Kıbrıs Türk halkının güvenliği, refahı, egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsü ülkemiz açısından vazgeçilmez öneme sahiptir. Yarım asrı aşan müzakere sürecinde kalıcı bir çözüme ulaşılamamış olması, Ada'daki mevcut gerçeklerin dikkate alınmasını gerekli kılmaktadır. Muhataplarımızı Kıbrıs Türk halkının meşru hak ve çıkarlarını gözeten, Ada'daki gerçekleri dikkate alan ve kalıcı istikrara hizmet eden bir anlayışla hareket etmeye davet ediyoruz" sözlerini sarf etti.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde yapılması öngörülen spor ve kültür-sanat etkinliklerine yönelik Rum tarafının engelleme çabalarına tepki gösteren Güler, açıklamasında şu sözlere yer verdi: "Spor ve kültür-sanat faaliyetlerine dahi tahammül göstermeyen bir anlayışla, kalıcı ve adil bir uzlaşmanın nasıl mümkün olabileceği sorusunu, uluslararası toplumun ve ilgili tüm tarafların dikkatine bir kez daha sunmak istiyorum.
Kim hangi girişimde bulunursa bulunsun, Garanti ve İttifak Antlaşmaları doğrultusunda ülkemizin ve Kıbrıs Türklerinin güvenliğinin sağlanmasına yönelik her türlü askeri ve siyasi tedbiri alarak Ada'nın huzuru, güvenliği ve refahı için elimizden geleni yapmayı sürdüreceğiz." "Amfibi birliklerimiz modern orduların önemli kuvvet çarpanları arasında yer almaktadır" Güler, Deniz Kuvvetlerinin köklü geçmişi, nitelikli insan kaynağı, ilerleyen teknolojik altyapısı ve harekat deneyimi sayesinde Türkiye'nin denizlerdeki en önemli caydırıcı unsuru konumunda bulunduğunu vurgulayarak, amfibi birliklerin bu gücün önemli parçalarından birini oluşturduğunu dile getirdi.
Güler, bu birliklere ilişkin olarak "Amfibi birliklerimiz denizden karaya güç aktarabilme, farklı harekat ortamlarında görev yapabilme ve müşterek kuvvetlerle eş güdüm içerisinde hareket edebilme kabiliyetleriyle, modern orduların önemli kuvvet çarpanları arasında yer almaktadır. Bu kapsamda 2'nci Amfibi Deniz Piyade Tugay Komutanlığımız da yeni teşkilatlanmasıyla gücüne güç katmıştır" değerlendirmesini yaptı.
Tugayın Mavi Vatan'da üstlendiği vazifelerin yanında çeşitli coğrafyalarda görev icra eden birliklere de personel desteği sunduğunu belirten Güler, konuşmasını şu ifadelerle noktaladı: "Nitekim Amfibi Tugayımızın; Mavi Vatanımızda kendisine verilen görevleri yerine getirirken; Suriye'deki Barış Pınarı Harekatı bölgesinden Azerbaycan'a, Somali'den Libya'ya kadar ordumuzun farklı coğrafyalarda üstlendiği uluslararası görevlerde bulunan komutanlık ve birliklere personel görevlendirerek sağladığı katkıları da memnuniyetle ifade etmek istiyorum.
Birliğimizin üstlendiği bu vazifeler; personelimizin mesleki tecrübesini ve harekat kabiliyetlerini geliştirirken, Deniz Kuvvetlerimizin müşterek ve çok uluslu görevlerdeki etkinliğini de açıkça ortaya koymaktadır. Bu kritik ve çok yönlü görevleri, büyük bir başarıyla yerine getiren, bütün silah arkadaşlarımı gönülden kutluyorum."


